top of page

Netflix’te izlenecek en iyi 10 İspanyolca dizi

Uzun zamandır hiç bu kadar çok evde vakit geçirmemiştim. Ve gidişata bakacak olursak büyük ihtimalle bir süre daha evde oturacağız gibi görünüyor. Yine de bu duruma iyi yanından bakmaya çalışalım. Daha önce okumayı istediğimiz kitapları okuyup izlemek istediğimiz filmleri izlemek için hiç bu kadar çok vaktimiz olmamıştı! Şahsen ben İspanyolca çalışmamak için hep zamanı bahane edip durdum. Şimdi ise çalışmanın tam zamanı. Ben hem dilimi geliştirmek hem de eğlenmek için Netflix’te İspanyolca diziler izliyorum. Açıkcası Amerikan dizilerinin artık hepsinin birbirine benzediğini ve sıkıcı olamaya başladığını düşünüyorum, o yüzden benim gibi biraz değişiklik arayanlar da İspanyolca dizilere göz atabilirler. Aşağıda listelediğim diziler nispeten daha az bilinenler (artık neredeyse herkesin La Casa de Papel ya da Narcos’u izlediğini ya da en azından bildiğini farz ediyorum) ve en çok keyif alarak izlediklerim... (Bu arada Netflix'teki en güzel 12 İspanyolca film için buraya tıklayabilirsiniz!)


1) La Casa de Las Flores (The House of Flowers)

30 dk / 3 sezon

Bu dizi İlk bakışta çiçekçilikle uğraşan Meksikalı bir aile etrafında dönen sıradan bir dizi gibi görünüyor. Ben de öyle sanmıştım ama bu ailenin aslında sıradanlıkla uzaktan yakından alakası yok :) Dizideki bütün ilişkiler ̶̶ aile, aşk, iş, arkadaşlık ̶ enteresan ve hiç tahmin edemeyeceğiniz şekilde değişiyor. İzleyince fark edeceksiniz, dizi toplumdaki tabuları yıkmayı amaç edinmiş bir kara komedi. İçinde bulunduğumuz günleri düşününce, aklımızı dağıtmamız için iyi bir seçenek olabilir.


Bu arada ben bu diziyi izlerken bir yandan da İspanyolca konuşulanları anlamaya çalıştığım için en çok Paulina karakterini sevdim. İspanyolcayı (Meksika aksanı ile de olsa) bu kadar yavaş ve tane tane konuşan başkasını bulamazsınız :)

Bu diziden kapacağınız kelimeler: El cabaret, la floreria, la familia (ve tüm akrabalık terimleri), el negocio.


2) Alta Mar (High Seas)

40 dk / 3 sezon

Her bölüm bittiğinde bir sonrakine geçmemek için kendimi zor tuttuğum ve dönem dizilerini ve dedektif hikayelerini (en çok da Agatha Christie’ninkileri) sevenlerin bayılacağı dizi. Alta Mar iki kız kardeşin 1940’larda İspanya’dan Brezilya’ya hareket eden Titanic kadar büyük ve ihtişamlı bir gemiye binmesiyle başlıyor. Bu sıradan gemi yolculuğu birdenbire cinayetlerin yaşandığı, saklanan sırların ortaya çıktığı ve esrarengiz olayların da yaşandığı bir yolculuğa dönüşüyor.


Senaryosu bir yana, beni bu diziye çeken şeylerden bir diğeri de karakterlerin giydiği o dönemi anlatan ve devamlı değişen kıyafetler, saçlar, makyajlar oldu. Ayrıca bir İspanyol dizisi olduğu için İspanyolcayı İspanya aksanı ile öğrenmek için birebir.


Edit: 3.sezon için senaristler bolca günümüzden (pandemiden) esinlenmişler fakat sanki senaryoyu ve çekimleri biraz aceleye getirmişler. Aynı bölüme çok detaylı ele alınmadan bir sürü olayı sıkıştırmışlar ve aklımıza takılan, mantığa uymayan unsurları da görmezden gelmişler. Bu sebeple 3. sezonu öncekiler kadar beğenmesem de yine de iyi vakit geçirmek için izlenebilir. 4. sezonun olup olmayacağı ise şimdilik meçhul.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: El capitan, el barco, el camarote, adelante, el fantasma, el/la señorito/a, matar, el virus.


3) Elite

50 dk / 4 sezon

Sanırım La Casa de Papel ve Narcos ’tan sonra Türkiye’de en çok bilinen ve izlenen Netflix İspanyol dizisi. Bana yıllar önce izlediğim Gossip Girl’ü hatırlattı (tabi Gossip Girl bunun yanında şimdi çok masum kalıyor) ama bu diziye sürükleyici olması için bir tutam da cinayet eklenmiş. Dizi İspanya’nın zengin ve kibirli gençliğinin gittiği özel okul ve bu okula yeni transfer olan fakir ama gururlu gençler ve bu etkileşimden doğan olaylarla başlıyor. Gerisi ise suç, entrika ve yasak ilişkiler zincirlemesi.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: La fiesta, el champan, los pijos, la pastilla.




4) Tiempos de Guerra (Morocco – Love in Times of War)

1 sa 15 dk / 1 sezon

İzlerken ve şimdi yazarken düşündüğüm şey: Bu diziyi ilk izleyen Türk ben miyim acaba? :) Çünkü hiç kimseden bu diziyle alakalı bir şey duymadım. Yine bir dönem dizisi olduğu için ve Fas’ta geçen bir İspanyol dizisi olduğu için ilgimi çekti. Tiempos de Guerra 1920’li yıllarda İspanya’nın Kuzey Afrika’daki topraklarını koruma amacıyla yaptığı savaşı konu alıyor. Madrid’de zenginlik ve sefa içinde büyümüş iyi aile kızlarının cephede savaşan askerlere yardım için hemşirelik yapmaya taaa Melilla’ya gitmesiyle başlıyor. Tabi baş karakterimizin oralara gitmesinin daha önemli bir sebebi var: cephede savaşan ve haber alamadığı erkek kardeşini ve nişanlısını bulmak (ama işler çok farklı gelişiyor tabii... neyse spoiler vermeyeyim).


Bu diziyi ben izledikçe daha çok sevdim. Favori karakterim tabi ki Larbi'ydi :) İspanyol tarihine çok hakim olmadığım için gerçekleri ne derece yansıtabilmiş yorum yapamıyorum ama genel olarak karakterlerin kişiliklerinin dizi boyunca evrilmesi, o dönemin kostümleri ve çekim yapılan yerler, yine o dönemin toplumunun kadınlara, başka dinden insanlara ve ilişkilere bakış açısını izlemek benim hoşuma gitti (kültürel ya da feminist açıdan bakarsam eleştirilecek pek çok şey var ama 1920'leri işleyen bir dizi olduğu için belki bunu mazur görebilirim). Bu arada hoşuma gitmeyen şey, dizinin devamının getirilmemesi oldu. Belli ki bir sezondan fazla olması planlansa da bazı sebeplerden dolayı ikinci sezon çekil(e)memiş.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: La enfermera, la enfermedad, la guerra, el comandante, el hospital, el doctor, el medico, la ambulancia, el soldado, el/la prometido/a.


5) Las Chicas del Cable (Cable Girls)

50 dk / 5 sezon


Açıkçası bu diziye konusundan ziyade biraz İspanyolca'mı ilerletmek için başlamıştım ama karakterlerin ele alınışı, olay örgüsü ve özellikle de dizide alttan alta modernleşen dünyada ikili ilişkiler, teknoloji ile değişen hayatlar, kadın hakları, cinsiyet rolleri, toplumdaki eski ve yeni ahlaki kurallar, kuşak ve sınıf çatışması vs. işlenmesi ile ilgimi çekti. Dizi İspanya'nın ilk telefon şirketinde çalışan kadınların yaşamlarını, hayatın acımasızlığı karşısında birbirlerine kenetlenişlerini ele alıyor.


Dizi 1920'lerde Madrid'de geçiyor. 1920'ler Avrupa ve Amerika'da "Jazz Age" olarak anılan ve toplumun eski yaşam tarzının değiştiği ve eski ahlaki kurallarının yıkıldığı dönem olarak bilinir. Teknolojik gelişmeler, makineleşme, iş fırsatlarının çok olması sebebi ile köylerden kentlere göç, kadınların evden çıkıp iş gücüne katılması, önce maddi özgürlüğünü sonra farklı alanlarda özgürlüklerini kazanmaları, erkek egemen toplumun kadınların toplum ve aile içindeki rollerinin değişmesini sindirememesi, eski kuşağın yeni kuşakla çatışması gibi çok ciddi ve derinden kopuşların yaşandığı, bugün yaşadığımız dünyanın temellerinin atıldığı yıllar. Las Chicas del Cable karakterlerin hayatını yalnızca duygusal çalkantılarla değil, bu açılardan da ele almış olmasıyla beni etkiledi. Bu arada, dönemin ana akım modası "flapper" tarzı kıyafetler, saçlar, takılar ve estetik olarak o dönemi yansıtan arabalar, mimari detaylar da gözden kaçmamış. Bir çok açıdan emek verilen, titizlikle çalışılan bir dizi olmuş diyebilirim.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: la empresa, la compañia, la secreta/el secreto, el operador/la operadora, el proyecto, la policia, el telefono. la culpa, culpable, el tren, estacion de tren.


6. White Lines

55 dk / 1 sezon


İsmi İngilizce olduğu için bu diziyi es geçmiş olabilirsiniz ama aslında dizi hem İngiltere'de hem de (çoğunlukla) İspanya'da geçtiği için iki dilli olarak ilerliyor. O yüzden buraya eklemekte bir sakınca görmedim :) Ayrıca bu dizinin arkasında La Casa de Papel'i de çeken Alex Pina var. Sırf bu bile hepimizi meraklandırmaya yetiyor.


Konusuna gelirsek, İngiliz Zoe, yıllar önce ünlü bir DJ olan ve çok sevdiği abisinin İbiza'ya gidip orada ortadan kaybolmasını ve polislerin bunu açıklığa kavuşturmadan dosyayı kapatmasını bir türlü içine sindiremez. Yıllarca depresyonla boğuşur ama sonunda o da yetişkin yaşa gelir, işe girer, evlenir ve kocası ve çocuğuyla normal bir aile hayatı yaşamaya başlar. Ta ki abisinin Almeria'da çölün ortasına gömülmüş cesedi gün yüzüne çıkana kadar. Bunun üzerine İngiltere'deki hayatını bırakıp İbiza'ya gider ve olayları kendi başına çözmeye karar verir. Bu sırada abisi ve abisinin İbiza'daki hayatı ve arkadaşları hakkındaki gerçekleri birer birer öğrenmeye başlar ve dünyası alt üst olur.


Hikayenin neredeyse tamamı İbiza'da geçiyor ve bazı sahnelerde o kadar güzel manzaralara yer veriyorlar ki insanın hemen seyahat edesi geliyor. Fakat bütün doğal güzelliklerinin yanında İbiza'nın bir de karanlık yüzü var: sınırı olmayan eğlenceler, bitmeyen partiler ve her türlü yasa dışı işlerin döndüğü bir yaşam (dizide +18 sahneler bir hayli çok). Ama yine de konusu ve karakterler ilgi çekici ve hikayenin işlenişi güzel. Birinci sezonu hızlıca bitirdikten sonra ikinci sezonu beklemeye başlamıştık ama ne yazık ki dizinin yeni sezonu çekilmeyecek diye haberler dolaşmakta.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: el cuerpo, el cadaver, la droga, el asesinato.


7. Unauthorized Living (Vivir sin Permiso)

(75 dk / 2 sezon)


İlk bakışta bu dizide bir Türk dizisi havası sezmiştim. Neden mi? Düşünün. Büyük, şatafatlı bir malikanede oturan, birbirlerinden sır saklayan, entrika çeviren varlıklı bir aile. Servetini yasadışı yollardan kazanmış, "holding" sahibi, yaşadıkları şehrin ileri gelenlerinden biri haline gelmiş, onun haberi olmadan kuş uçmayan ama ailesine olan sevgisinden ve işleri "kitabına uygun" yapmaktan asla taviz vermeyen bir aile babası. Dizinin ilk bölümünde Alzheimer hastası olduğunu öğrendiğimiz bu adam kişiliğinden ödün vermeden ve bilincini yitirmeden ailesini ve sevdiklerini karanlık bir gelecekten kurtarabilek mi? Peki onlar için kendini feda edebilecekken ya en yakınları ona ihanet ederse?


Bu kadar bilindik ve Türk dizilerinden alışkın olduğumuz bir senaryoya rağmen (ve genelde mafya, suç vs gibi konularla da aram olmamasına rağmen) bu dizinin müptelası oldum. Eşim de ben de diziyi solğumuzu tutarak izledik ve her bölüm ortalama 75 dakika olmasına rağmen 2 sezonu çabucak bitirdik. İlla siyah ya da beyaz olmayan farklı ve çok yönlü karakterler, karakterlerin arasındaki ilişkiler, iyi işlenmiş olay örgüsü ve bir Alzheimer hastasının gözünden yaşamı anlatması sebebiyle benden yüksek not aldı. Ayrıca dizinin Kuzey İspanya'nın Galiçya bölgesinde küçük, sakin ve yağmurlu bir balıkçı kasabasında geçmesi de hoş ve hikayeye uygun olmuş (ana karakter yaptığı "ticaret" sebebiyle Atlantik kıyısından ayrılamıyor elbette). Zira İspanya'nın Madrid, Barselona ve İbiza dışında kendine has ve güzel başka yerleri de var! Son olarak dizideki oyuncuların da gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Daha ne olsun, hemen açın izleyin :)


Bu diziden kapacağınız kelimeler: enfermo/a, la enfermedad, la droga, la empresa, la familia, el hijo, la hija, el negocio.


8. Wrong Side of the Tracks (Entrevias)

75 dk / 2 sezon


Eğer yukarda bahsettiğim Unauthorized Living'i izlediyseniz ve sevdiyseniz, bunu da seversiniz. Zira artık hayranı olduğum Jose Coronado ve Luis Zahera ikilisi burada da inanılmaz oyunculukları ve komplike karakterleri ile karşımıza çıkıyorlar (hem de bir önceki diziye göndermelerle ;) Dizinin konusu da yine benzer temalara odaklanıyor: karmaşık aile ilişkileri, travmalar, uyuşturucu çeteleri, yozlaşmış bir toplum ve kurumlar gibi...


Dizi, Madrid'in "Entrevias" isimli, suçluların cirit attığı tekinsiz bir mahallede geçiyor ve iki zıt karakterin sürpriz bir şekilde beraber yaşamaya karar vermesiyle başlıyor. Hem ailesi, hem de çevresiyle uyum problemi yaşayan, dışlanmış ya da tam anlaşılamadığı için kendisini insanlardan soyutlamış, aksi, huysuz, yalnız ve yaşlı bir savaş gazisi, Tirso Abantos. Ve daha bebekken evlat edinilmiş, parayla pulla, lüks içinde büyütülmüş ama onu evlat edinerek bir hata yaptığını söylediği anne babasından hayatı boyunca gerçek bir sevgi ve ilgi görememiş, bunalımlı, isyankar ve ergenlik çağında bir kız olan torunu, Irene. Okulu bırakmış ve serseri bir erkek arkadaş edinmiş torununun kötü yola düşmemesi için onu disipline sokmak isteyen Tirso, elinden gelen her şeyi yapsa da kötü olayların yaşanmasına ve Irene'nin depresif bir ruh haline girmesine engel olamaz. Bir yandan torununun travmalarını iyileştirmeye, bir yandan da ona bunu yapanlardan intikam almaya karar verir ama işler düşündüğünden daha çetrefilli bir hal alır...


Dışardan "taş kalpli" gibi görünen bu adamın, torununun kırılganlığı ve naifliği karşısında son derece korumacı ve şefkatli bir dedeye dönüşmesi size hangi klasikleşmiş filmi hatırlattı? Sizi bilmem ama ben Jean Reno ve Natalie Portman'ın oynadığı Leon filmini hatırladım ister istemez. Elbette detaylara bakınca birbirinden çok farklılar ama ikisi de izleyicide benzer duygular uyandırıyor bence...


Bu arada, şu an Netflix Türkiye'de sadece ilk sezonu mevcut ama ikinci sezonu İspanya televizyonunda yayınlamış bile. Umarım en kısa zamanda ülkemize de gelir çünkü eşim de ben de devamını merakla bekliyoruz.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: el barrio, la ferreteria, la pastilla, el abuelo, la nieta, el inspector/la inspectora.


9. Intimacy (Intimidad)

(50 dk / 1 sezon)


Baştan söyleyeyim, bu insanı mutlu edecek, çerez gibi izleyip geçilecek bir dizi değil. Tam tersine, izlerken insanın içi daralıyor, derin düşüncelere dalıyor. Peki madem öyle, neden izleyelim?


Dizi, Bilbao'da yaşayan, evli, bir çocuk annesi ve de hırslı bir politikacının başarılı kariyerine gölge düşüren müstehcen içerikli videosunun basına sızdırılmasıyla başlıyor. Bu videoyla birlikte bütün başarıları yok sayılıyor ve basının eleştirilerinin yanı sıra kendi partisindeki çalışma arkadaşları da kendisine sırt çeviriyor. Yıllardır tırnaklarıyla kazıyarak edindiği her şeyin özel hayatındaki seçimlerinden dolayı yok olup gitmesine engel olmak için hem politika camiasında, hem yaşadığı toplumda, hem aile içinde, hem de kendi içinde bir mücadeleye girişiyor.


Dizi aslında tek bir karaktere odaklanmıyor. Olaylar ilerledikçe aslında her yaştan ve her meslek grubundan kadının çok benzer olaylar yaşadığı ve aynı şekilde mağdur edildiği/edilmeye çalışıldığı ortaya çıkıyor. Bazısı bununla mücadele etmeyi seçerken, bazısı da çareyi kaçmakta buluyor...


Peki, dediğim gibi mutlu ya da eğlenceli bir hikayesi olmayan bu dizi neden izlenir? Öncelikle, hikayenin tam ortasına bir kadın karakteri (hatta farklı farklı bir çok kadın karakterini) koyan ve onların hayatlarını gerçekçi bir şekilde işleyen bir diziye ya da filme rastlamak zor. Bir dizinin toplumdaki ayrımcı cinsiyet rollerine baş kaldıran ve birbirinin kuyusunu kazmak yerine birbirlerine destek olan kadın karakterleri ele alması hoş bir değişiklik olmuş.


Kadınların farklı farklı şekillerde mağdur olması konusu ise ülkece (ve dünya çapında da...) çok konuştuğumuz ama kanıksadığımız için belki de artık üzerine çok düşünmediğimiz bir konu. Bu dizi ise sizi kaçmaya çalıştığımız düşüncelerle yüzleştirip derine inmeye teşvik ediyor (ki bu bile bence başlı başına bir başarı). Hepimiz günlük hayatta bir şekilde ayrımcılığa uğruyoruz, peki bununla nasıl başa çıkıyoruz? Mücadele ederek mi, saklanarak mı, yok sayarak mı, yoksa bizi yavaş yavaş eriyip bitirmesine izin vererek mi?


Ayrıca, Bilbao'nun karanlık ve kasvetli havası, inanılmaz, yemyeşil doğası, aralarda söylenen Baskça sözler ve kaliteli müzik seçimleri de diziye hem görsel hem de işitsel olarak estetik katmış.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: (Baskça) Eskerikk asko, agur. (İspanyolca) intimidad, politica/o, inspector/a, el crimen, suicidarse.


10. Holy Family (Sagrada Familia)

(35 dk / 1 sezon)


Bu dizinin ilk başta ilgimi çekmesinin sebebi daha önce Netflix'te izlediğim ve buradaki dizi listeme eklediğim The House of Flowers ile aynı yönetmenin (Manolo Caro) imzasını taşıması ve Caro'nun bu diziden "başyapıtı" olarak söz etmesi oldu. Bu yüzden The House of Flowers'a benzer bir dizi bekliyordum ve gerçekten de iki dizi arasında bir sürü benzerlik gördüm. Renk ve desen cümbüşü yaşatan görsel bir tarz, sırlarla dolu bir ailenin eksantrik üyeleri etrafında dönen bir hikaye ve ana kararkterlere olduğu kadar yan karakterlere de gösterilen itimam. Siz de merak ettiniz mi?


Dizi Melilla'da kendi halinde yaşayan bir ailenin gizemli bir olay sonucu birden bire her şeyini ardında bırakıp yeni kimlikleriyle Madrid'de yeni bir hayata başlamasını anlatıyor. Ancak, geçmiş hiçbir zaman peşimizi bırakmaz. Bu ailenin de çok normal ve sıradan gözüken yeni hayatı karanlık geçmişlerinin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla çatlamaya başlıyor.


Bana en ilginç gelen şey bu dizide birçok karakterin anne rolünde olması ve hepsinin anneliğin bir başka yüzünü tasvir eden karakterler olması oldu. Örneğin, ana karakter Gloria evladını koruma içgüdüsüyle hareket eden bir annenin ne kadar ileri gidebileceğinin bir göstergesi. Bir başka anne, Blanca, ise evini, kendini, kocasını ve hatta çocuğunu bile kafasındaki "mükemmel" şekle sokabilmek için neler yapabilir onu görüyoruz. Anne olmak istemeyen ama toplum ve eşinden gördüğü baskı sebebiyle anne olmak zorunda bırakılan bir anne, çocuğunu kendi çıkarları için hiçbir duygusal bağ kurmadan büyüten başka bir anne... İyisiyle kötüsüyle farklı farklı bir çok "anne" tiplemesi görüyoruz bu dizide. Hikayenin merkezine bu kadar çok kadın karakterin yerleştirilmiş olması ve genelde cefakar anne ile cadı (üvey) anne klişeleri arasında gidip gelen tipik senaryolardan sıyrılıp siyah/beyaz olmayan, her türlü anneyi ele almasıyla benim takdirimi kazandı. Ayrıca hem meşhur Sagrada Familia Katedralinin sanatsal tarzına yaptığı göndermeler, hem soundtrack için seçilen müzikler ile izlemesi keyifliydi.


Yanıtlanmayan sorularla biten bu dizinin ikinci sezonu da geliyormuş, bilginize.


Bu diziden kapacağınız kelimeler: la madre, la mujer, hijo/a, perder, proteger, preservar, la familia perfecta, el amor.


*

Aklımda olan, daha izlemediğim ama merak ettiğim diziler halen var. Bunları da önümüzdeki günlerde izleyip beğenirsem buraya ekleyeceğim. Bu arada eğer sizin de sevdiğiniz ve önereceğiniz başka diziler varsa, yorumlarda ya da Instagram'da benimle paylaşabilirsiniz. İyi seyirleeer :) Not - 1: Seçtiğim en iyi İspanyolca 12 Netflix filmine de göz atmak isterseniz buraya tıklayın!


Not - 2: Neden herkes İspanyolca öğreniyor? İspanyolcaya son zamanlarda artan ilginin sebeplerini merak ediyorsanız yazımı okumak için şuraya tıklayın!

Not - 3: Siz de İspanyolca öğrenmeye başladıysanız Türkçe'ye çevrilemeyen İspanyolca'ya özgü 9 kelime listeme şuradan ulaşabilirsiniz!


¡Adios!


Commentaires


ispanya profil yeni.jpg

İyi ki geldiniz!

Eğer İspanya'yı bir Türk ve İspanyol çiftin gözünden görmek istiyorsanız ve İspanyol mutfağı, kültürü, dili, filmleri ve müzikleri ile ilgili fikirlerimizi merak ediyorsanız, sizin de sevdiğiniz ve hayatınızı paylaşmak istediğiniz kişi yabancıysa, hayatta bizimkine benzer yollardan geçtiyseniz doğru yerdesiniz. Bu blog sizin için :) 

Yeni yazılarımız posta kutunuza gelsin!

Teşekkürler!

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest
bottom of page